BATI KARADENİZ’DE BİR KÖY DERNEĞİ ve 2 YEREL PROJE
Bu yazı Nature Life Ekolojik Yaşam dergisinde yayınlanmıştır.
Aşağıçerçi, Batı Karadeniz bölgesinde, Küre Dağları Milli Parkı eteklerinde bir köy. Doğayla iç içe yaşam süren her topluluk gibi, Aşağıçerçi’liler de doğa ve ekolojinin ilkeleri hakkında bilgililer. Yeşil bir yaşamın derin ve nesilden nesile aktarılmış bilgisi sayesinde bölgede sürdürülebilirlik sağlanıyor. Başlıca geçim kaynakları olan tarım ve hayvancılık geleneksel yöntemlerle, geleneksel araç ve gereçle yapılıyor. Bölgedeki orman köylerini ziyaret ederseniz evlerden, yetişen ürünlere, yenilen yemeklerden kullanılan araç gereçe kadar doğayla kültürün harika uyumunu fark edersiniz.
Bartın’ın Ulus ilçesine bağlı orman köylerinden genç nüfusun büyük şehirlere göç etmiş olması, bir bakıma doğanın üzerindeki insan baskısını azaltmış. Kalanların kendine yeterli bir ekonomi ve doğayla uyumlu yaşamları sayesinde su kirlenmeden, bitki örtüsü ve hayvanlar aşırı tehditlere maruz kalmadan devam edegelmiş. Bu
bölgedeki orman köyleri geleneksel kültürün sürdürülebilirlik açısından ne kadar gerekli ve önemli bir unsur olduğu konusunda iyi örneklerden.
Aşağıçerçi köyüne ilk kez 2003 kışında gittim. Bir araştırma projesi kapsamında ekip halinde bölgede bir inceleme gezisi yaparken köyü ziyaret etmiştik. Karlar içinde ve buz gibi bir gece, geç saatte köye vardık. Yörenin tipik tarzında, güzel bir binaya girdik. Burası köyün kahvesi ve köy derneğinin toplantı yeriydi. İçeride köy kadınları ve erkekler hep birlikte neşe içinde oturmuş çay içiyorlardı. O kahve ne yazık ki daha sonra bir yangında küle dönüştü. Ancak, köyün başka kahvelerinde, köylülerin evlerinde, ortak alanlarda defalarca toplandık, toplantılar, eğitim çalışmaları yaptık, iş planları oluşturduk, değerlendirdik. 2004 yılında köy derneğin uygulayacağı bir eğitim projesi için Birleşmiş Milletler GEF programına başvuruldu ve alınan fonla proje uygulandı. 2007 yılında ise köy derneğinin tamamen kendi çabasıyla Avrupa Birliği hibe programından aldıkları destekle köy kadınlarının organik ürünler üretip pazarlaması için bir proje daha gerçekleştirildi.
Küre Dağları Milli Parkı 10 yaşında
2000 yılında Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı girişimi, Orman Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı desteği ile Küre Dağları Milli Park Statüsü kazandı. Türkiye’de ilk kez Milli Park Planlanmasında katılımcı bir yaklaşım, yani bölge halkının kararlara ve uygulamalara aktif katılımını sağlamak amaçlandı. Ayrıca Milli Park alanı sınırını çevreleyen bir alan da “tampon” alan olarak tanımlandı. Yerel toplulukların ekoloji konusunda eğitim, sürdürülebilir geçim kaynakları yaratma, eko-turizm projelerine küçük miktarlarda maddi destekler verilmesi için hibe çağrısı yapıldı. Bu tür bir teşvik ve yaklaşım sayesinde bölgede onlarca köy topluluğu amaca uygun çeşitli projeler gerçekleştirdiler.
Aşağıçerçi Derneği -Sürdürülebilir Yaşam Eğitimi Projesi (2003-04)
Ulus ilçesi ve Aşağıçerçi köyü bu tampon alan içinde yer alıyor. Bu dönemde gerek Ankara’da gerek bölgede yapılan çeşitli toplantılara Aşağıçerçi derneği üyeleri de katıldı. Bölgenin ihtiyaçlarını, sürdürülebilir kırsal kalkınmanın nasıl gerçekleşebileceğini tartıştılar. İki yıl sonunda, 2003’de bir eğitim projesi ile başlanmaya karar verildi. Ulus ve çevresindeki flora bir uzman tarafından incelenecek, bir başka uzman da doğa ve kültür arasındaki ilişkiyi inceleyerek raporlarını derneğe sunacaklardı. Dernek bu bilgilerin biraraya getirilmesini ve çevredeki 20 köyle paylaşılmasını sağlayacaktı. Büyük bir hevesle projeyi planlayan, tüm köy halkı olarak içinde aktif yer alan Aşağıçerçi köyü hem kendileri hem bölgedeki komşu köyler için çok yararlı ve verimli bir iş çıkardılar.
Raporlar değerlendirildi. Tehdit altında bitkiler belirlendi. Bölgedeki geleneksel metodlar, sürdürülebilirliği sağlayan iyi uygulamalar listelendi. Görsel sunumlar hazırlandı. 2004 yılında bölge okulları ve köy kahveleri dolaşılarak bilgiler tüm civar köylerin halkıyla paylaşıldı. Bölgenin geleceği için olası doğa dostu işler üzerinde tartışıldı, yeni proje fikirleri ortaya çıkarıldı. Projenin başarısı uzun süre çeşitli ilgili çevrelerde konuşuldu ve medyada yer aldı. Bölge doğası ve kültürü ile ilgili “Küre Dağları’nın Bilgisi-Ulus, Aşağıçerçi” adlı bir kaynak kitap ve uyarı afişleri, çocuklar için eğitici materyaller üretildi.
Aşağıçerçi Derneği –Çok Amaçlı Kadın Merkezi Projesi (2007)
İkinci projeye, ön hazırlıklar sonrasında, 2007’de Avrupa Birliği fonlarından destek alınarak başlandı. Bu proje ile Aşağıçerçi köyü kadınları köyün ortak mülkiyeti olan ve kullanılmayan bir binayı dönüştürerek bir kadın merkezi oluşturacaklar ve bu merkezde çeşitli faaaliyetlerde bulunacaklardı.
Binanın yarısı toplantı ve eğitimlere uygun olarak düzenlenirken diğer yarısında organik gıda işleyip üretmek üzere bir endüstriyel mutfak planlandı. Toplantılar sonunda ihtiyaç duydukları eğitimleri listelediler. Bir yıl boyunca konuların uzmanlarını davet ederek; sağlık, hijyen, organik tarım, organik ürün toplanması, kurutulması ve işlenmesi eğitimleri aldılar. Başta mantar, ıspıt, böğürtlen gibi birçok ürün ve orman altı toplamaya uygun ürünleri listelediler. Bu ürünler için organik sertifikası aldılar ve İstanbul ve İzmir’de yapılan Doğal Gıda Fuarlarına toplu halde katıldılar. Bu projelerinde Kaymakamlık, Zonguldak Kara Elmas Üniversitesi, Bartın Orman Fakültesi, Bölge Orman İşletmesi, Milli Parklar Müdürlüğü’nden destek aldılar. Bartın İl Tarım Müdürlüğü uzmanları düzenli olarak bir yıl boyunca merkeze gelerek eğitimler verdiler. Bugün artık pazara organik ürün üretmek, satmak için alt yapıları kurulmuş durumda.
Küçük güzeldir
Yerel topluluklar ve projelere hibe veren kuruluşlar arasında son on yıldır bir yakınlaşmadır gidiyor. Ne iyi. Küçük çapta gerçekleştirilen yerel projeleri izleyenler, bu tür projelerin etkisinin ne derece güçlü olduğunu fark etmişlerdir. Bunun nedeni yalnızca küçük çaplı projelerin daha kolay olması değildir. Projenin başarısı için gereken önemli bir unsurda meseleyi iyi tanımlayabilmektir. Bir sorunu ya da ihtiyacı en iyi tarif edecek olan mağdurun kendisidir. Ayrıca çözüm için yapılması gereken çalışmaların neler olduğunu, bölgede var olan ve kullanılabilir olanakları, doğal kaynakları, insan kapasitesini yine en iyi yerel insanlar bilebilir. Geriye teknik bilgi ve uzmanlık kalıyorsa, bu hizmetler de dışarıdan geçici bir süre için satın alınabilir. Böylece karar verme süreçleri de daha katılımcı ve etkin olacaktır. Aşağıçerçi örneğinde olduğu gibi daha önce hiç hibe başvurusu yapmamış, bütçe yönetmemiş gruplar için küçük çaplı projelerle başlamak birçok açıdan yararlı oluyor. Küçük hibe programları bu açıdan iyi bir fırsat. Yerel grupların kendi yaşamları ile ilgili kararları bizzat kendilerinin almalarını ve harekete geçebilmelerini sağlıyor. Yerel projeler grupların örgütlü çalışma deneyimi kazanması, bölgedeki çeşitli gruplarla iletişim ve işbirliği geliştirmeleri ve birlikte iş yapma becerilerini ve kapasitelerini geliştirmeleri en uygun .
Fotoğraflar: Ayşe Mine Gençler Özkan ve Solmaz Karabaşa









